Çocuk gelişimi, birey doğumda ve ergenliğin sona ermesi arasında meydana gelen biyolojik, psikolojik ve duygusal değişimleri gerektirir, çünkü birey bağımlılıktan artan özerkliğe geçmeye başlar. Tahmin edilebilir bir sıraya sahip, ancak her çocuk için benzersiz bir kursa sahip olan sürekli bir süreçtir.
bebeklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebeklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2019 Perşembe

Çocuk Gelişim UzmanıTarafından Yazıldı. İçinde , , , , , , , , , , , , , konuları yer almaktadır. | Temmuz 18, 2019 Yorum Yok



BİLİŞSEL GELİŞİM

 Biliş; içsel zihin sürecini tanımlamaktadır ve zihin içindeki birçok şeyi kapsayan geniş bir terimdir. Dil gelişimi de bunların içerisindedir.
Bebeklerin düşünme ve öğrenme biçimleri, kendilerinden daha büyük çocuklardan ve yetişkinlerden farklılık göstermektedir.
Bebeklerin bilişsel gelişimlerini araştırırken, onlara düşünceleri hakkında sorular soramayacağımız için araştırmacılar bebeklerin bilişsel gelişimlerini, bebeğin davranışlarını, bilişsel yeteneklerini ve değişimlerini gözlemleyerek çıkarsamışlardır.
Değişim gerçekten çok önemlidir. Aşağıda anlatılan yaşantı, bebeklerin zihinsel gelişiminin neden etkileyici ve önemli olduğunu görülmesini sağlayacaktır.

‘Dört aylık Ayşe halka şeklindeki oyuncağını elinden düşürdüğünde şaşırmış bir şekilde parmaklarına bakıyordu. Başını çevirerek, kardeşinin düşen oyuncağına bakan bir yaşındaki Begüm, oturduğu yerden elindeki oyuncağın uzun sapını kullanarak uzaktaki halkayı çubuğa geçirdi ve halkayı aldı. Ceren düşen halkasını unutmuştu. Begüm ise düşerken ses çıkaran halkayı bulmak için etrafa bakınmış, gördüğünde oyuncağının sapını kullanarak amaçlı bir davranışta bulunmuş ve halkaya ulaşabilmiştir.’
    Bilişsel gelişimin temeli nörolojik gelişme ve olgunlaşmayla bağlantılıdır. Beyin gerekli olan ve olmayan nöral bağlantıları bir çeşit ‘budama’ sürecinden geçirir.
         Erken deneyimler, nörolojik gelişim için anahtardır. Bilindiği gibi beyin gelişimi döllenmeden kısa süre sonra başlayarak ergenlik boyunca da devam etmesine rağmen beyin gelişiminin ve gelişim alanlarının en hızlı olduğu dönem ilk birkaç yılı kapsamaktadır
Bebeğin bilişsel gelişim süreci belirli basamaklar doğrultusunda ilerlemekte olup bilişsel gelişimi anlamak öncelikle bilişsel gelişim ile ilgili kavramları ve bilişsel gelişim kuramlarını incelemek ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle öncelikle bilişsel gelişim ile ilgili kavramlara yer verilmiştir.

Bebeklik ve İlk Çocukluk Döneminde Bilişsel Gelişim İle İlgili Kavramlar


Bebeklik dönemindeki diğer bilişsel yetenekler üç alt başlıkta incelenecektir. Bunlar;

1.Bellek
2.Dikkat
3.Taklit

Bellek

  Bebeklerin düşünce süreci, ortamın ve materyallerin tanıdık olup bebek tarafından anlamlandırıldığı sürece birçok durumun bellekte tutabileceği şeklinde işlemektedir.
   Erken deneyimlerin çocukların belleklerinde uzun bir süre kaldığı düşünülmektedir. Bu doğrultuda bebeklere sunulan zengin bir çevre olanağının ve bakım veren ki- şilerin sundukları deneyimler önem kazanmaktadır. Bebeklerin bellekleri onların bir sonraki bilişsel yetenekleri ile de ilişkilidir.
Bebeklik ve İlk Çocukluk Döneminde Bilişsel Gelişim İle İlgili Kavramlar

Dikkat

 Dikkat, bellek ile ilişkilendirilebilecek bir yetidir. Bebeklerde bilişsel yeteneklerin diğer birçok boyutunda olduğu gibi dikkat de yaş- la birlikte hem sürede hem de seçicilikte ileri düzeylere ulaşır.
 Nesnelere yönelip dikkat eden ve nesnelerin sadece bir tek özelliğine değil farklı özelliklerine de dikkatini yöneltebilen bebeklerin bilgiyi daha hızlı işlemlediği gözlemlenmiştir.

Taklit
'Çerkez bir anne bebeği ile katıldığı geleneksel Çerkez düğünlerinden birinde dans eder. Bu sırada bebeğinin de elinden tutar ve şarkı söyleyerek dans ederler. Bebek başka bir zaman benzer müzik duyduğunda düğünde annesinin yaptığı hareketlerin aynısını tekrar eder ve çevresindekiler şaşırır.’
Anne bebeğiyle dans ederek onun taklit etme becerisini teşvik eder. Dans ederken bebek annesinin hareketlerini ve mimiklerini taklit eder. Bu dönemde görülen taklit ertelenmiş taklit olup, daha sonraki süreçte bebeklerde gözlenir.
Yapılan araştırmalar çok küçük bebeklerin bile anne babalarının yüz ifadelerini taklit edebildiğini göstermektedir. Buna ek olarak geciktirilmiş taklide ilişkin Piaget‘ nin on sekiz, yirmi dört aya kadar bebeklerin seçici olarak bilgi depolayamadığı ve alıştırma olmaksızın bir eylemin tekrar edilemeyeceği yönündeki düşünceleri de sorgulanmıştır.
Bebeklerin altı haftalıkken bile geciktirilmiş taklide yönelik alıştırmalar yaptıkları bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığında Piaget’ nin öne sürdüğü bellekte tutma becerileri zaman süreci açısından evre gelişiminden ziyade sürekli bir beceri gibi görünmektedir.
Piaget’ ye göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Piaget, bilişsel gelişimi, biyolojik ilkelerle açıklamıştır. Aşağıda Piaget’nin bilişsel gelişim kuramını anlamak için kuramın dayandığı bilişsel yapılar açıklanmıştır.
Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramı ile İlgili Kavramlar


Şema

           Şema, bireyin çevresindekileri tanımak için zihninde oluşturduğu algı çerçevesi ya da örgütlenmiş davranış ya da düşünce örüntüsü olarak da ifade edilir. Basit anlamıyla dünyayı ve ilişkileri anlamada kullanılan bilgidir.

           Organize olmuş davranış kalıpları olan şemalar, aynı zamanda bebek için öğrenmeyi sağlayan araçlardır.

         Şemalar çocuğun algı dayanağının nitelik ve içerik açısından gelişmesine bağlı olarak değişir. Örneğin, üç yaşındaki bir çocuğa oyuncak küpler verildiğinde, onları üst üste koyarak kule yapar ya da yan yana dizerek farklı şekiller üretir.

         Bebeklerin ellerine verilen nesneyi ağızlarına götürdükleri gözlenir. Dolayısıyla aynı küpler bir bebeğin önüne koyulacak olursa, bebeğin yapacağı hareket onlardan birini alıp ağzına götürme olacaktır. Bunun nedeni, bebeklerin dünyayı keşfetme biçimlerinin emme ve ağız yoluyla olmasıdır.


Örgütleme (Organizasyon)


Şemaların gelişimine rehberlik eden ve bebeğin birbirinden farklı şemaları birleştirdiği ve kaynaştırdığı süreç örgütlemedir. Örgütlemede, bebekler daha önceki şemalarını kullanırlar. Yeni doğan ellerine bir nesne dokunduğunda onu görebilir ya da tutabilir. Buradaki görme ya da tutma koordineli bir görme ya da tutma eylemi değildir. Ancak koordinesiz olan birkaç yakalama ve emme etkinliğinden sonra bebek istediği nesneyi yakalayıp emme davranışı gösterebilir. Böylece düzensiz etkinliklerden organize etkinliklerine doğru bir ilerleme görülür


Uyum Sağlama (Adaptasyon)

            Uyum, belli bir uyaran grubuna organizmanın düzenli ve tutarlı tepkiler geliştirme yeterliliği olarak tanımlanabilir. Piaget’e göre insanlar doğumdan itibaren çevrelerine uyum sağlama sürecindedirler.
            Uyum yaşam boyu devam etmektedir ve kuşkusuz tüm canlılar için var olan bir özelliktir. Uyum sağlamanın, özümleme ve uyma olarak iki alt işlevi bulunur. Özümleme ve uyma, şemaların oluşum ve gelişimlerini açıklar.


Özümleme

           İnsanların kendi dünyalarındaki olayları anlamak için özellikle yeni tanıdığı bir nesneyi kendinde var olan şema ile açıklamasıdır. Özümlemede bebekler ve çocuklar daha önceki şemalarını kullanarak yeni deneyimlerini kendisinde var olan bilişsel yapılara uydurmaktadır. Aşağıdaki örnek özümleme kavramını anlamamıza yardımcı olacaktır.

'Aşıları için kendisine bir merkezde iğne yapılan Defne, iğne yapılırken ağlamış sonrasında sakinleşmiştir. Odaya sonradan giren başka bir hemşire tarafından yanağının okşanmasıyla tekrar şiddetli bir ağlama davranışı göstermiş ve uzun uğraşlarla sakinleşmiştir. Bir hemşirenin kendisine iğne yapmasından sonra hemşirelerin kötü olduğuna inanan Defne, yanağının başka bir hemşire tarafından okşanmasını, canını yakmaya yönelik bir davranış olarak yorumlamıştır.’

Uyum

           Piaget’nin yeni fikir ve bilgilere yer açabilmek amacı ile insanların hali hazırda bildiklerini değiştirmelerini içeren öğrenme süreci için kullandığı terimdir. En genel anlamıyla uyum, yeni duruma göre yeni bir şema oluşturmadır.

           Öğrenme için hem özümlemeye hem de uyumsamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Birey yeni bir duruma tepki vermek için kendisinde var olan şemaları değiştirmesi gerektiğinde uyum ortaya çıkmaktadır.

Uyum
           Piaget’nin kuramında uyum, gelişimsel değişimin anahtarı niteliğindedir. Uyum yoluyla düşünceler örgütlenir, beceriler gelişir ve stratejiler değişir.

Dengeleme

            Özümleme ve uyumsama süreçlerinin birbiriyle etkileşimleri sonucunda ortaya çıkan dinamik bir dengeye ulaşma sürecidir. Dengeleme bir anlamda organizmanın bilişsel yapılarını dengede tutmak için gösterdiği çaba olarak da nitelendirilebilir. Piaget’ e göre insanlar sürekli dengeye ulaşmak çabasındadır.
Dengeleme süreci bireyin çevreye uyumunu ve dolayısıyla dengeye ulaşmasını sağlamaktadır.Bununla birlikte denge durağan değildir ve dengesizlik durumunda özümleme ve uymanın devreye girmesiyle dengesizlik giderilmiş ve yeni bir denge durumu sağlanmış olur.


Bu bölümde duyu motor dönem geniş olarak ele alınarak, kitabın geneli ilk çocukluğa değinmesi nedeniyle işlem öncesi dönem kısaca açıklanacaktır.

Duyu- Motor Dönem (0-2 yaş)

           Piaget bebekte düşüncenin fiziksel eylemden ayrı var olamayacağını savunur ve doğumdan iki yaşına kadarki süreçte düşünmenin duyu organlarını kullanarak eylemleri fiziksel olarak sonuçlandırmanın bir sonucu olarak görür. Bu gelişimsel süreç duyu-motor dönem olarak adlandırılır.
Piaget’ in ilk dönemi olan duyu- motor dönemde bebeğin düşünceleri onun fiziksel aktivitelerine dayalıdır. Örneğin, bebek biberonu tanıdığında ona bakar ve uzanır. Bu durum bebeğin çevresini duyuları ve motor aktiviteleri ile algıladığını gösterir.
Piaget bilişin bu ünitesini tanımlamada bilginin en temel birimi ve ilkel bir zihinsel yapı olarak tanımladığı şema terimini kullanır Duyu ve hareket şeması terimini örnekleyecek olursak; ‘emme’, ‘kavrama’ gibi refleksler, ‘bakma’, ‘duyma’ gibi duyu hareketleri birer şema örneği olarak verilebilir.
Yenidoğanın dudağına dokunulduğunda emmeye başlar, avucuna parmakla dokunulduğunda yakalar. Bu refleksler çocuğun ilk bilişsel şemalarıdır.
           Çocuk büyüdükçe deneyimleri de artar ve böylece edindiği bilgileri daha karmaşık yollarla işleyebilir. Örneğin, ilk üç ayda bebeğin gülümsemesi istemsiz kas hareketi iken, bu dönemin sonunda amaçlı ve bilinçli gülme görülür.
           Duyu- motor dönem doğumdan iki yaşına kadar devam eder. Bebekler bu süreçte yeteneklerini organize eder, duyularını ve algılarını koordine etmek için fiziksel hareketlerini geliştirirler.
‘Dört aylık olan Elifnaz’ a ilk kez gördüğü içi boncuklarla dolu bir çıngırak gösterilmiştir. Elifnaz henüz çok kısa olan yaşamsal deneyimleri ile çıngırağı yakalamak için uzanmıştır. Uzanma ve yakalama onun şimdiden belirli ölçülerde kazandığı duyu-hareket şemalarıdır. Elifnaz sonradan çıngırağı gördüğünde uzanma ve yakalama şemalarını da geliştirebilmek için farklı eylemlerde bulunur. Çıngırağı sallamaya ve vurmaya başlar. Uzanma eylemi ile sonucu arasındaki ilişkiyi anlar ve bu ilişki hakkında bilgi kazanmış olur. Bu deneyimlerin tamamı, bir sonraki evreye doğru aşamalı bir şekilde ilerlemede zihinde temel görevi görür.’
Duyu- motor dönem doğumdan iki yaşına kadar devam eder. Bebekler bu süreçte yeteneklerini organize eder, duyularını ve algılarını koordine etmek için fiziksel hareketlerini geliştirirler.
Piaget’ ye göre bebekler duyu- motor eylemlerle ifadeye dönüşen bir zekâ türü ortaya koyarlar. Bu nedenle Piaget bebeklikte bilişsel gelişimi duyu- motor dönemi olarak nitelendirmektedir.
Bu dönemi Piaget bebeklerin her aşamada biraz daha gelişerek, niteliksel bir değişim gösterdiği altı alt aşamaya ayırmıştır.
• Refleksler aşaması (0-1 Ay)
• İlk Alışkanlıklar ve Birinci Döngüsel Tepkiler Aşaması (1-4 Ay)
• İkinci Döngüsel Tepkiler Aşaması (4-8 Ay)
• İkinci Döngüsel Tepkiler ve Amaca Yönelik Davranışlar (8-12 Ay)
• Üçüncü Döngüsel Tepkiler, Yenilik ve Merak Aşaması (12-18 Ay)
• Zihinsel Kombinasyonlar ve Problem Çözme Aşaması (18-24 Ay)


1-Refleksler Aşaması (0-1 Ay)
            Doğumdan birinci aya kadar bebeğin reflekslerini kullandığı, bilişsel ve davranışsal olarak daha kısıtlı bir aşamadır. Bebek bu süreçte refleksleri yardımıyla dünyaya uyum sağlamaya çalışır. Refleksler zaman içerisinde daha da özelleşir ve organize olur.

            Emme refleksi çok güçlüdür ve bebek beslenebilmek için bu refleksi çevreye adapte eder. Örneğin yeni doğmuş bir bebek annenin sütünü alabilmek ya da biberondan beslenebilmek için emme refleksini adapte eder.

İlk alışkanlıklar ve birinci döngüsel tepkiler aşaması (1-4 ay)
 
            Birinci ve dördüncü aylar, duyu-motor dönemin ikinci alt aşaması olan birinci döngüsel tepkileri içermektedir.

            Döngüsellik, bebeğin bedenini kullanarak tesadüfen ürettiği ve haz aldığı bir eylemi tekrarlamasından kaynaklanır. Bebek çeşitli hareketlerinden memnun kalırsa hareketi tekrarlar.

            Örneğin, ellerini ve ayaklarını sallayarak yaptığı hareketin heyecan verici duyumlarını fark eden bir bebek bu hareketi yapmaya devam eder.
 ‘Üç aylık Deniz refleksif olarak saçını tuttu ve çekti. Bu eylem onun yeterince ilgisini çekmiş olacak ki saçını çekmeye devam etti. Bu eylem onun canını yakmaya başladığında annesi saçını tutan elini gevşetip müdahale etti.’ Bu alt aşamada, bebeklerin henüz neyin neden olduğu ile ilgili bir çıkarsamaları yoktur. Eylemler ve bu eylemleri oluşturan duyumsamalarla birlikte meydana gelmektedir.

İkinci döngüsel tepkiler aşaması (4-8 ay):
             Bebeklerin bilişsel gelişiminin üçüncü alt aşamasını dört ile sekizinci aylar arasında ikinci döngüsel tepkiler oluşturmaktadır. Bu aşamadaki döngüsellik daha çok nesne merkezlidir ve herhangi bir objeye odaklanabilir.
Bir bebeğin eline geçirdiği nesneleri sürekli birbirine vurması da bu alt aşamada en sık gözlenen döngüsel tepkilerden biridir.
Bebek; oyuncakları, kıyafetleri anne ya da babasından herhangi birini içeren eylemleri tekrar eder.
 ‘Dört buçuk aylık Kerem yattığı yerden yatağının üzerinde asılı olan mobile uzanarak mobil parçalarının birbirine çarptığını görmüş ve çıkan ses ilgisini çekmiştir. Bu çarpma ve ses çıkarma durumundan hoşnut olan Kerem, bu hareketi sesi duymak için sürekli tekrarlamıştır.’


İkinci döngüsel tepkilerin koordinasyonu ve amaca yönelik davranışlar (8-12 ay)
             Bebeğin bilişsel gelişim sürecinde sekiz ile on ikinci aylar arasında önemli değişiklikler kaydedilmektedir. Bu aşamada bebek daha önce yapmadığı bir tür eylem geliştirir. Bu da ikincil döngüsel tepkilerin koordinasyonudur.
Daha önceden edindiği birçok şemayı birleştirir ve daha da önemlisi bebek ilk kez belirli eylemlerin belirli sonuçları olduğunu anlayabilir. Davranışları bir amaca yöneliktir.
       Sekizinci aydan sonra bebekler problemleri çözme konusunda neden sonuç ilişkisini açıkça anladığını gösterecek eylemlerde bulunur. Örneğin oyuncağı bir battaniyenin altına gizlenmiş sekiz, on iki ay arasındaki bir bebek oyuncağının halen var olduğunu bilir ve battaniyeyi çekip oyuncağa ulaşmak için çaba gösterir.
Ancak oyuncak, battaniyenin altından alınıp yastığın arkasına konulduğunda bebek oyuncağını ilk saklanan battaniyenin altında arayacaktır. Bu durum Piaget’ in bilişsel gelişim dönemleri içinde bebeğin en önemli başarılarından biri olarak görülen nesne devamlılığı kavramının ilk ve gelişmekte olan kısmını göstermektedir.
        On iki ve on sekizinci aylar arası, giderek artan yeni eylemlerin ve deneyimlerin arttığı bir alt aşamadır.
Bu aşamada yürüme davranışının kazanılması, araştırma özgürlüğü yaratır ve bebeğe amaca ulaşmada yeni stratejiler deneme imkanı sunar. Bebek işe yaramayan eski yöntemlerini daha aktif bir şekilde deneme yanılma yoluyla bulduğu yeni şeylerle değiştirir. Yeni araçlar keşfetme arzusu duyar. Bebek ilk defa yenilikle bu denli ilgilenmektedir.

Üçüncü döngüsel tepkiler, yenilik, merak aşaması (12-18 ay):
‘On altı aylık Deniz, annesi odadan çıktıktan sonra annesinin ardından kapıya doğru adımlayarak bir müddet durup kapıya baktı. Kapalı olan kapıya doğru birkaç adım attı ve kapıyı elleriyle ittiğinde aynı anda yere düşüp oturdu. Deniz doğruldu ve tekrar kapıya doğru ellerini uzatıp kapıyı ittiğinde kapının açıldığını öğrendi ve kapıyı iterek açtı. Kapının arkasına geçip iterek kapının kapanışını izledi.’
Bu örnekte, nedensel düşünme konusunda ilerleme olduğu görülmektedir. Ayrıca bu aşamada nesne devamlılığı konusunda da belirli ilerlemeler yaşanmaktadır. Ancak eylem ve sonuçlarını ayırt etmede giderek daha da becerikli hale gelen bebekte, yine de bu konularda hala karmaşa yaşayabilmektedir.

Zihinsel kombinasyonlar ve problem çözme aşaması (18-24 ay):
             Altıncı ve son duyu-motor dönem alt aşamasında çocuklar zihinsel imgeleri kullanma yoluna giderler. Bu aşamada çocuk eyleme geçmeden önce problemi inceler ve deneme yanılma ile daha az uğraşır.

             Probleme çözüm bulduğu sürece zihinsel kombinasyonlar yapabilir. Örneğin bir çocuk, annesinin çekmecesine kilitlediği nesneyi kilidi nasıl açtığını gözlemledikten sonra çekmece kilidini açıp nesneyi alabilir.
        Yetişkin davranışlarını gözlemleyen çocuk birkaç gün önce gördüğü bir davranışı bile birkaç gün sonra taklit edebilir. Bu ertelenmiş taklittir. Bebeklik dönemi bilişsel yeteneklerinin anlatıldığı kısım içerisinde daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
On sekiz ve yirmi dördüncü aylarda nesne devamlılığı tam anlamıyla gelişir. Nesne devamlılığı, nesnenin görülmemesine karşın halen devam edip var olduğunu anlama olarak tanımlanabilir.
             Nesnenin halen var olduğunun hatırlanması aynı zamanda kısa süreli belleğin çalıştığını ve belleğin gözlenen bir gerçeklik olmasa da bilginin var olduğuna dayanarak ortaya konduğunu gösterir.
             Bu dönemde bebekler saklanmış bir nesnenin bütün olası saklama yerlerini araştırır, hatta oyuncağı ve ya herhangi bir nesneyi kendisi saklayarak karşılık verir.
             Nesne sürekliliğinin aşamalı olarak gelişmesi zihinsel akıl yürütmenin başlamasına ve gelişmesine de eşlik eder.
Bebekler bir nesnenin ve kişinin ayrı ve değişik özellikleri olduğunu fark eder ve çevreleriyle başarılı bir şekilde etkileşime girme becerilerini arttıran ifade edici dil becerilerinin de gelişmesi diğer tüm kazanımlara eşlik eder.
             Her ne kadar son gelinen aşamaya kadar bebeklerin bilişsel gelişimlerinde pek çok ilerleme kaydedilmiş olsa da düşüncede henüz bazı sınırlılıklar olduğu bir gerçektir. Bu özelliklerden bir tanesi benmerkezcilik (egosantrizm), bu dönemde devam etmektedir.
             Çocuklar tek yönlü bir bakış açısına sahiptir ve başka bakış açılarının da olabileceğini anlayamamaktadır. Bazı uzmanlar çocuklardaki benmerkezciliği tüm dünyayı kendilerinin bir parçası olarak gördüklerini ileri sürerek ifade eder.             
Gelişim bilimcileri Yirmiya & Shulman (1996), çocuğun benmerkezciliği ile zihin kuramı arasında korelasyon ilişkisi olduğunu ortaya koyan çalışmalar yapmışlardır Çocuk düşüncede de egosantriktir. Kendisine yöneltilen birçok sorunun cevabı onunla ilgilidir ve dünyadaki birçok şey onun için vardır.
Piaget (1952) işlem öncesi düşünce olarak adlandırdığı okul öncesi dönem çocuklarının düşüncelerinin oldukça detaylı bir tanımlamasını yapmıştır. Bu kısımda sadece Piaget’nin hızlı zihinsel gelişimle nitelendirdiği işlem öncesi dönem alt aşamalarından biri olan sembolik fonksiyon üzerinde durulmuş ve bebeklikten ilk çocukluğa geçişte çocukların düşünme biçimlerinde ne gibi farklılıklar ve değişiklikler olduğu özetlenmiştir.

İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş)
Benmerkezciliğin uzantısı olarak çocukların oyunları da paraleldir, tek başlarına oynarlar ve çocuklar oyunda monolog özelliği de gösterirler.
         İşlem öncesi dönemin bu basamağında dünyayı zihinsel olarak ifade etmede sembolik düşünce yeteneği hâkimdir. Piaget’ e göre okul öncesi yıllardaki en önemli ilerlemelerden biri sembolik düşüncenin edinimidir.
            Sembolik düşünce mevcut olmayan şeylerin yerine sembollerin kullanıldığı bir düşünce biçimidir. Dil sembolik düşünceye güzel bir örnektir.
   Bebeklik döneminden ilk çocukluk yıllarına geçişte ifade yeteneğini kazanmış çocuk dili, nesnelerin ve olguların yerine geçen semboller olarak kullanır. Sembolik düşünce oyunda da meydana gelir.

Üç yaşındaki Yağmur babasının telefonunu alarak anneannesini arıyormuş gibi yapar. Bir süre anneanneyle karşılıklı konuşuyormuş gibi davranır ve telefonu kapatarak farklı bir nesneyi oyununa katar. Yeni oyunda boş bir su kabı vardır. Bu kaptan süt içiyormuş gibi yapar ve bittiğinde mutfağa gidip boş kapta süt olduğunu ve onu kendisinin içip bitirdiğini annesine anlatmak için ‘bitti’ der.
Bu dönemde animizm ile canlılara cansız gibi davranma görülmektedir. Aninizm, cansız nesnelere canlılık özellikleri yükleme özelliği görülür. Örneğin, bir çocuk oyuncak bebekle canlıymış gibi konuşur.
 Bu özelliğin bir uzantısı olarak çocuklarda canlılara cansız gibi davranma özelliği çocuğun oyuncak köpeğine nasıl davranıyorsa gerçek köpeğe de öyle davranması şeklinde gözlenir. Hayvanların canlı olduklarını ve canlarının acıyabileceğini düşünemez.
Bunların yanında çocuk, bir nesneye baktığında bir özelliği algılayabilir, diğer özellikler çocuğun dikkatini çekmez.
 Bu dönemde görülen bu özellik, odaklaşma olarak ifade edilir. Örneğin, önüne konulmuş olan nesneleri sadece uzun kısa diye tek özelliğine göre ayırır.
 Bu dönemde çocuklarda tek yönlü mantık yürütme ve özelden özele akıl yürütme görülmektedir. Çocuklar tümdengelim ve tümevarım kullanamazlar. Sadece genele dokunmadan özelden özele akıl yürütmeyi kullanırlar.
 Örneğin, her gün kahvaltıda yumurta yiyen bir çocuk, yumurta olmadığı zaman kahvaltı yapmadığını söyler.
Bebeklerin bilişsel gelişimlerine ilişkin en iyi bilinen tanımlama İsviçreli biyolog Jean Piaget (1952) tarafından yapılmıştır. Piaget biyoloji eğitimi almış ve psikolojiye kazandırdığı terimlerin çoğunu doğrudan biyolojiden aktarmıştır.
 Jean Piaget ilk kavram gelişimini inceleme yolunu açmıştır ve onun bebeklikteki nesne kavramı konusundaki yaptığı çalışmaları da daha sonraki dönemlerde gerçekleşen araştırmalara temel oluşturmuştur.












Piaget’nin Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi Bilişsel Gelişime İlişkin Görüşleri

 Jean Piaget çalışmalarını yürütürken üç çocuğunu son derece dikkatli bir şekilde gözlemlemiş ve büyük çocukların küçüklere göre çevreleri, soruları vb. daha farklı algıladıklarını, çocukların içinde yaşadıkları dünyayı öğrenmelerinde pasif değil aktif olduklarını ifade etmiştir.
Jean Piaget’e göre bebeklerin düşünme tarzları yetişkinlerin içsel ve yansıtıcı düşünsel süreçlerinden oldukça farklıdır. Bebekler yetişkinlerde olan tasarlama, çıkarımda bulunma, analiz etme, hayal kurma becerilerine karşın sadece eylemde bulunurlar.
Bilinçli etkinlikler, bir bebeğin hangi davranışların ne tür tepkilere neden olabileceğini öğrendiğinde başlamaktadır.
 Dokuz aylık olan Can herhangi bir başka neden yokken annesinin sesini duyduğunda ağlamaya başlamaktadır. Annesi onu kucağına aldığında ağlama davranışı yok olmaktadır. Can, önceki deneyimlerinden ağlama davranışına genel tepkinin annesinin onu kucağına alıp sarılması olduğunu öğrenmiştir. Bu durum Can’ın sebep- sonuç ile ilgili ilk deneyimlerinden birini oluşturur.
Jean Piaget’ e göre gelişim, öğrenmeden önce gelmektedir ve bilişsel beceriler için gelişimsel sıra çoğunlukla değişmemektedir. Bilişsel gelişim insanlara soyut ve somut olarak nedenleri öğrenmelerini, mantıklı düşünmelerini, etrafındakilerle ilgili bilgileri örgütlemeyi sağlamaktadır. Bu da bilişsel gelişim sürecinin, bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi, dünyayı anlama, düşünme yollarının daha kompleks ve etkili hale gelme süreci olduğunu gösterir.
Jean Piaget bebeklikten ilk çocukluk yıllarına geçişi hızlı bir zihinsel gelişimle nitelendirmektedir.
Bu dönemde çocuğun kendi bakış açısı ile dünyayı algıladığına ve düşünce süreçlerinin genellikle somut olduğuna dikkat çekmektedir.
Piaget ilk çocukluk yıllarında mevcut olmayan bir nesneyi veya kişiyi temsil etmede sözcük, sembol ve varlığın zihinsel olarak ifade etme yeteneğinin geliştiğini ve çocuğun bu semboller yardımıyla yalnızca yakın çevresiyle değil, geçmiş olaylarla da ilgilendiğini belirterek sembolik düşüncenin önemi üzerinde durmaktadır.
Piaget’ nin duyu- motor gelişim döneminde bebeklerin davranışlarındaki değişiklikler ve bilişsel süreçlerine ilişkin açıklamalar oldukça kabul görmüştür. Yıllar içerisinde kuram, defalarca farklı araştırmacılar tarafından test edilmiş ve önemli sayıda bilim insanı, becerilerin Piaget’ nin belirlediği sıra ile kazanıldığını gözlemlemiştir.
 Ancak bazı gelişim psikologları Piaget’ i geliştirdiği açıklamalar, test yöntemi ve elde ettiği sonuçlar açısından sorgulamışlardır. Bu araştırmacılar bebeklerin, Piaget’ nin açıkladığı yeteneklerden daha fazlasına sahip olduğunu düşünmüşlerdir.

Piaget’nin Duyu-Motor Gelişim Dönemine İlişkin Çok Yönlü Bakış Açısı ile Eleştirisi
Piaget’ nin kuramında açıkladığı nesne devamlılığına ilişkin görüşleri ve nesne devamlılığı kavramını test etme yöntemi ile ilgili farklı bakış açıları bulunmaktadır.
 Bazı araştırmacılar bebeklerin nesneleri saklandığı yerde aramamalarını, nesne devamlılığı ile değil bellek sürelerinin yetersiz olmasıyla ilişkilendirmiştir.
 Nesne devamlılığını, bebeklerin Piaget’ nin kuramında yer alan yaş aralıklarından daha önce kazandığına ilişkin araştırmalar da yapılmış ve bu doğrultuda Piaget, yaptığı gözlemler ve az sayıda örneklemle doğal ortamlarda yaptığı çalışmaların sınırlılıkları açısından eleştirilmiştir.
Piaget’nin ilk çocukluk yıllarında çocukların zihinsel süreçlerine dair düşünceleri değerlendirildiğinde, tüm kültürlerden çocukların, işlem öncesi düşüncenin temel özelliklerini gösterdiği; bununla beraber bir kültürel gruptan diğerine Piaget’nin geliştirdiği belirli ödevlerdeki performanslarda küçük farklılıklar bulunduğu bilinmektedir.
Ayrıca Piaget’nin okul öncesi dönem çocuklarının zihinsel yeteneklerini hafife aldığı yönünde bazı araştırma bulguları da mevcuttur.
Bilişsel yeteneklerin gelişim hızına yönelik yapılan eleştirilere rağmen Piaget’ nin bilişsel becerilerin nasıl ve hangi sırada ortaya çıktığına ilişkin açıklamaları bebeklerdeki bilişsel gelişime ilişkin yapılmış en yetkin açıklama olarak hala geçerliliğini korumaktadır.
Piaget’ nin çalışmaları diğer gelişim teorisyenlerinin de çalışmalarının temelini oluşturmuştur. Jerome Bruner bunlardan bir tanesidir.
Son dönemde yapılan çalışmalarla, Piaget’ in duyu- motor dönemle ilgili düşüncelerini öğrenme ve düşünmeyle alakalı insan gelişiminin ilerleyen yıllarına da genellemek mümkün olabilmektedir.
Duyuları harekete geçiren motor hareketlerin, entelektüel gelişim sürecinde önemli bir rol oynadığı düşünülmekte ve öğrenme sürecinde nörolojik gelişimi uyararak bilişsel fonksiyonları geliştirdiği bilinmektedir.
Nörobilim alanında yapılan araştırmalardan elde edilen son bulgulara göre de öğrenme için; dokunma, hareket ve jestlerin önemli olduğu ortaya konmaktadır.
Piaget’nin Duyu-Motor Gelişim Dönemine İlişkin Çok Yönlü Bakış Açısı ile Eleştirisi

 Psikolog ve Rus bilim adamı olan Lev Vygotsky (1896- 1934) en göze çarpan sosyo-kültürel kuramcılardan birisidir. Çalışmaları eğitim alanında oldukça ilgi gören Lev Vygotsky’ nin yaşam öyküsü de oldukça ilginçtir.
 Eski Sovyetler Birliği’nde yetişen yazarın en önemli çalışmaları, on yıllık bir süre içinde yazılmıştır.
 Vygotsky, otuz sekiz yaşında tüberkülozdan yaşamını yitirmiş ve bilim adamının eserleri, uzun bir süre Sovyet Hükümeti tarafından baskı altında tutulmuştur.

Vygotsky’e Göre (Sosyo-Kültürel Kuramı) Bebeklik ve İlk Çocukluk Döneminde
Bilişsel Gelişim

Bu süre, 1960’ların başına kadar sürmüş yazarın eserlerinin İngilizce çevirisi yapılamamıştır. Oysa Lev Vygotsky yakın tarihte ortaya konan fikirleri ile çocuk gelişimi üzerinde iz bırakmış ve önemli etkiler yaratmıştır.

 Pek çok alanda Piaget ile görüşleri paralellik gösteren Vygotsky eylemler aracılığıyla bebeklerin bilgi yapılandırdığını ileri sürmektedir.
Vygotsky, Piaget’nin öngördüğü üzere bebeklerin ve çocukların bir takım zihinsel süreçlerden geçtiğini kabul etmektedir. Ancak onun kuramının Piaget’ninkinden temel bir farkı vardır; Vygotsky; dil, sosyal etkileşim, toplum ve kültür gibi dış etkilere bilişsel gelişim içerisinde daha çok önem vermektedir.
Vygotsky yaşamın ilk yıllarında bebeklerin birbirinden farklı ve bağımsız iki zihinsel etkinlikle ilgilendiklerini ifade etmektedir. Bunlardan ilki sözel olmayan düşünmedir.
 Bu düşünce, bebeklerin dili kullanmadan obje, nesne ve olayları gözlemledikleri erken zihinsel aktivitenin bir formudur. Örneğin bebeğin çıngırağını sallayarak yere vurması ve dikkatini çıngıraktan çıkan sese vermesi gibi…
 İkinci zihinsel etkinlik, bebeklerin kelime veya kalıpların anlamlarını tam olarak düşünmeden çıkarttıkları bir erken dönem dil formu olan kavramsal olmayan konuşmadır. Bebeklerin agulaması ya da bir çocuğun ezbere bir şarkı okuması bu duruma örnek olarak verilebilir.
 Vygotsky’ e göre dil ve düşünce başlangıçta ayrı süreçlerdir. Zihinsel gelişim dil ve düşüncenin birlikte devreye girmesini gerektirir.
 Vygotsky, bilişsel gelişimin, ebeveynlerin, öğretmenlerin ve yetişkinler dâhil olmak üzere daha becerikli ve uzmanlaşmış insanların çocuklarla kurdukları etkileşim sonucu geliştiğini ileri sürmüştür.
Vygotsky’ye göre, yetişkinin, çocuğun bilgiyi içselleştirmesine ve bilgiyi kazanmasına destek olabilmesi için iki önemli nokta bulunur.
Bu noktalardan biri, çocuğun herhangi bir yetişkinin desteği olmaksızın, bağımsız olarak kendi kendine sağlayabileceği gelişim düzeyini belirlemektir.
Diğeri ise; bir yetişkinin rehberliğinde çalıştığında gösterebileceği potansiyel gelişim düzeyini belirlemektedir. Bu ikisi arasındaki fark, çocuğun “gelişmeye açık alan”ı olarak ifade edilir.
Çocuğun yakınsal (yakınsak) gelişim alanının etkili olarak kullanılmasında öğretmen, diğer yetişkinler ve diğer çocuklar, önemli katkılarda bulunurlar.
Jerome Bruner(1966) özellikle algı ve düşünce üzerine çalışmış bir psikologtur. Piaget ve Vygotsky’den büyük ölçüde etkilenmiş ve bilişsel gelişim kavramını evrensel bir bakış açısıyla incelemiştir.
 Bruner, bilişsel gelişim için sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimin gerekli olduğunu vurgulamış ve öğrenme sürecinde anne, baba, eğitimci ve toplumun diğer üyelerinin desteğinin gerekliliğini belirtmiştir.
Bruner, bilişsel gelişimi eylemsel, imgesel ve sembolik evre olmak üzere üç evreye ayırarak incelemiştir. Bu bölümde bebeklerin bilişsel gelişimlerine ilişkin Piaget’nin de duyu-motor dönemine karşılık gelen eylemsel evre incelenecektir.
Bruner’e Göre Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi Bilişsel Gelişim


Eylemsel evre
 Doğumdan başlayarak bir buçuk yaşına kadar geçen süreyi kapsamaktadır. Bilişsel gelişimde ilk aşama eylemsel dönemdir.

 Çocuk, bu dönemde çevreyi eylemlerle anlar; nesnelerle doğrudan ilişki kurar ve nesnelerin anlamı çocukların onlarla ne yaptığına bağlıdır, çevresindeki nesnelerle ilgili yaşantıyı onlara dokunarak, vurarak, ısırarak, hareket ettirerek kazanır.
Onlar için nesneler bazı eylemler yaptıkları şeylerdir. Örneğin, kaşık yemek yediği; bisiklet, bindiği birer nesnedir. Çocuk yaparak ve deneyerek öğrendiği için bu evreye eylemlerle temsil evresi de denilebilir. Bu evrede çocuklar, onların gösterdiği eylemler ile çevreyi tanımaya çalışırlar. Bunun yanında yetişkinler de bu eylemler çerçevesinde, onlarla iletişime girerler. Bu evrede tepkiler uyarıcıdan bağımsız değildir.

Kaynaklar

Yıldız Bıçakçı, M. (Editör), Bebeklik ve İlk Çocukluk Döneminde (0-36 Ay) Gelişim, Duyuların Gelişimi ve Desteklenmesi, Eğiten Kitap, Ankara, 2015.





15 Temmuz 2019 Pazartesi

Çocuk Gelişim UzmanıTarafından Yazıldı. İçinde , , , , , , , , , , , , konuları yer almaktadır. | Temmuz 15, 2019 Yorum Yok


Gelişimin Önemi ve Gelişimi Etkileyen Faktörler



Çocuk gelişimi, çocukların büyüdükçe aldığı ve zenginleştirdiği bilgi, beceri ve davranışlarıyla birlikte ilerleyen bir gelişme süreci olarak tanımlanmaktadır. Bebeklik dönemindeki gelişim ise, bebeklerin uygun ve zamanında yaşadığı deneyimlerle birlikte karmaşık bir şekilde gelişen yetenek ve becerilerinin dönüşüm süreci olarak ifade edilmektedir.
Bebeklik dönemindeki bu süreç ilerleyen yıllardaki gelişimin temelini oluşturması nedeniyle oldukça önemli bir gelişim dönemi olarak kabul edilmektedir.
Bebeklik dönemi, vücutta ve beyinde fiziksel, algısal ve düşünsel kapasitelerini, dil gelişimini ve insanlarla ilişkilerini destekleyen önemli değişiklikleri ve gelişimleri barındırmaktadır.
İlerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek olan bir gelişimsel problemle ilgili ipuçları elde etmek ve bebeğin gelecekte kaydedeceği gelişim kapasitesini maksimum düzeye çıkarmak adına bebeklik döneminde gelişimi izlemek ve bu dönemdeki gelişimi desteklemek gerekli ve zorunlu görülmektedir.
Bebeklerin gelişim alanlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda bebeklerin gelişimini tanımlamak yanında gelişim ve değişimlerin neden ve ne zaman meydana geldiğine odaklanılmıştır. Bu değişimlerin neden ve ne zaman olduğuna ilişkin bilgilerin gelişimsel riskleri belirlemek ve önlemek açısından büyük yarar sağladığı düşünülmektedir.
Bebek/çocukların gelişim aşamalarını sağlıklı bir şekilde geçmeleri ve bir problem durumunda vakit kaybetmeden müdahale edilmesi kritik dönemlerin takibiyle ilgili olduğu görülmektedir. Örneğin, işitme yetersizliği olan çocuklara uygulanan "koklear implant" ameliyatı iki yaş öncesinde yapıldığında daha iyi sonuçlar alınmakta ve erken müdahale eğitimiyle beraber çocuklar altı yaş civarında sağlıklı bir iletişim becerisine kavuşabilmektedirler.
Her engel durumu için bu şekilde kritik dönemler olmasa da, tanısı yapıldıktan sonra tedaviye kadar geçen sürenin kısalığı yapılan müdahale hizmetlerinden alınan sonuçla doğru orantılı olduğu yorumlanmaktadır.

BEBEKLİK VE İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GELİŞİM NEDEN ÖNEMLİDİR?

→İnsanoğlunun düşünce ve duygularının üretildiği yer olan beynin kendini gerekli ve olası koşullara göre uydurabilme yeteneği sayesinde düşünce ve duygular daha ileri düzeyde gelişim göstermektedir.
→Beyin paralel bir işlemci gibi çalışmaktadır. Bu nedenle dış dünyadan gelen uyarıcılar beyinde paralel olarak gerçekleşen milyarlarca kimyasal reaksiyona girmekte, veriler eş zamanlı olarak işlenmekte ve kaydedilmektedir.

BEYİN GELİŞİMİ
→İnsanoğlunun düşünce ve duygularının üretildiği yer olan beynin kendini gerekli ve olası koşullara göre uydurabilme yeteneği sayesinde düşünce ve duygular daha ileri düzeyde gelişim göstermektedir.

→Beyin paralel bir işlemci gibi çalışmaktadır. Bu nedenle dış dünyadan gelen uyarıcılar beyinde paralel olarak gerçekleşen milyarlarca kimyasal reaksiyona girmekte, veriler eş zamanlı olarak işlenmekte ve kaydedilmektedir
→İnsanın beynindeki nöronlar, içsel ve dışsal girdilerin, uyarıcıların şiddetine, tekrarına, düzeyine, durumuna dayalı olarak bağlantılar kurmakta, bu bağlantılar, uyarıcının vücudun ihtiyaçlarına ve beynin beklentilerine, anlamlı olup olmamasına, gerekli ya da gereksiz oluşlarına göre ya zayıflayarak koparılıp atılmakta ya da çok güçlü ise beyine kazınarak yeni bağlantılar oluşturulabilmektedir. Öğrenmenin merkezini de beyin oluşturmaktadır.
→ Beyin, insan zekâsının, duygularının, bilincinin, algının, algılamanın, karar vermenin, planlamanın, sevmenin, nefretin, kasıtlı ve kasıtsız, doğrudan ve dolaylı öğrenmenin merkezi olup organizmayı sevk ve idare etmektedir. O halde organizmayı sevk ve idare eden, aklın, bilincin, ruhun, duyguların ve öğrenmenin merkezi olan beyni incelemek, tanımak, anlamak öğrenmenin, öğretimin ve eğitimin ilk hedefi olmalıdır
İnsanı, içinde yaşadığı çevre ile ilişkiye geçiren, insanla çevresi arasında iletişimi sağlayan sinir sistemidir. Sinir sistemi vücudun her köşesinde, her organında olup bitenleri başlatan, devam ettiren ve sonlandıran muhteşem bir koordinatördür.


Sinir Sistemi
Sinir Sistemi Nasıl Çalışır?



Sinir sisteminden vücudun çeşitli dokularındaki hücrelere uyarı gönderilir. Gelen uyarılar algılayıcı hücreler tarafından algılanır. Organlardaki cevap verici dokular, uyarılara tepki verir. Örneğin elinize ısırgan otu değdi ve ka­şıdınız. Bu sırada vücudunuzda yapılan iş ve işlemler şu şekilde gerçekleşir:
→Isırgan otu elinize değdi.
→Elinizden kolunuz boyunca devam edip beyne ulaşan sinir ağları tahriş ve kaşıntı bilgisini beyne iletti.
→Beyin kaşınma duyumunun vücudu rahatsız ettiğini fark etti.
→Beyindeki yorumlama sonucu kaşınan eli diğer elin kaşıması gerektiği kararı verildi.
→Beyinden diğer ele “Kaşı!” emri iletildi.
→Diğer el kaşımak için harekete geçti, kaşıma işlemini gerçekleştirdi.

Sinir sistemi, vücudu bir ağ gibi saran milyarlarca sinir hücresinden meydana gelir.
Sinir sistemi Çevresel ve Merkezî sinir sistemi olmak üzere iki bölüme ayrılır.

Sinir Sistemini Oluşturan Unsurlar


Çevresel Sinir Sistemi:

Çevresel sinir sistemi, merkezî sinir sistemi ile organlar arasındaki iletişimi sağlar. Merkezî sinir sistemi dışında yer alan milyonlarca sinir, çevresel sinir sistemini oluşturur.
Merkezî sinir sistemine bilgi sağlar ve hareketleri yönetir. Sıcaklık, soğukluk gibi dışarıdan algılanan değişikliklerle mesanenin dolması gibi vücut içinden algılanan değişiklikleri merkezî sinir sistemine nakleder. Merkezî sinir sisteminden gelen uyarıları hedef organlara iletir.
Vücudun yönetimini ve denetimini merkezî sinir sistemi sağlar. Merkezî sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omurilikten oluşur.
Beyin, beyincik ve omurilik soğanı kafatasının içinde yer alır, omurilik ise omurganın içinde yer alır.

Beyin

Merkezî sinir sisteminin en gelişmiş organı olan beyin, milyarlarca sinir hücresinden meydana gelir.
Beyin; öğ­renme, hafıza ve yönetim merkezidir. Beyin, sinir sistemi yoluyla gelen uyarıları alan, algılayan, yorumlayan, uya­ranlara karşı gerekli tepkiyi kararlaştıran ve yaptıran bilinç merkezidir.
Beyin, etrafı korteks denen bir zarla kaplı (2-6 cm), sağ ve sol olmak üzere iki yarı küreden (hemisfer) oluşan bir organdır


Yetişkin bir bireyde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Sinir hücreleri ilk oluştuklarında “nöroblast” adı verilen yapılardan meydana gelir. Bu yapılar anne karnında dördüncü aya kadar devam eder. Daha sonra “nörofibril” adı verilen sinir tanecikleri oluşur. Nöronlar bölünerek çoğalamazlar ve yenilenmezler.
Nöronlar Sensör Nöron, Internöron ve Motor Nöron olmak üzere üç çeşittir. 


Sensör nöronlar; reseptör adı verilen yapıları ile uyarıları alırlar ve bu uyarıları sinyaller şeklinde beyin ve omiriliğe iletirler.
Beyin ve omurilikte yer alan internöronlar gelen sinyalleri işler ve motor nöronlara iletirler.
Motor nöronlar da uyarıları kas ve salgı bezlerine iletirler.
Bunların dışında “Nöroginal” adı verilen ve nöronları fiziksel olarak koruyan, destekleyen ve görevlerinde yardımcı olan hücreler yer alır.

  • Nöronlar tüm zihinsel etkinliklerden sorumludur.
  • Nöronlar beynin gri alanını oluşturur.
  • Beyin, bilgi alıp verme ya da bilgi iletme gibi birçok işlemini nöronlarla yapar.
  • Nöronlar birbirleri arasında ilişki ve bağlantı kurarlar. Bazı psikologlara göre, nöronlar arasındaki bu bağlantı ve ilişki, kişilerin düşünmesini, öğrenmesini ve hatırlamasını sağlar.
  • Nöronların oluşturduğu bağlantı sayısı ne kadar fazla olursa, bilgi işleme süreci o kadar güçlü olur. Yetişkinlerde bir nöron diğer tek bir nöronla binden fazla ilişki kurabilir ve bu bağlantılar beynin diğer bölgeleriyle de ilişki içindedir. Kullanımda olan bağlantılar uzun ömürlü olurken, hiç kullanılmayanlar yok olurlar. 


Beyincik


Beyincik, omuriliğin beyinle birleştiği yerde, birbiri üzerine katlanmış, kırışmış ufak bir yapıdır.
Beynin arkasında ve alt tarafta yer alan beyincik de, beyin gibi korteksle kaplanmış ve üzerinde girinti çıkıntılar vardı. Beyinciğin görevi, kasları koordine ederek hareketleri düzgün ve akıcı hale getirmektir. Vücudun hareket ve denge merkezi beyinciktir. Duyu organların­dan veya vücudun diğer kısımlarından gelen bilgileri alarak vücudun dengesini sağlar.
Beyincik beynin küçüğü değildir.
Beyinciğin denge ile ilgili işlevleri de vardır

   Omurilik Soğanı

Beynin alt tarafında, beyinle omurilik arasındadır. Omuriliği beyine bağlar. Kalp hızı ve kan basıncı gibi sindirim ve solunumun kontrolünden sorumludur.
Denge ile göz hareketlerinin kontrolünü, hayatî (vital) fonksiyonları, karaciğer, mide, böbrek gibi isteğe bağlı olmadan çalışan iç organlarla nefes alma, öksürme, hapşırma ve kusma gibi isteğe bağlı olmaksızın gerçekleşen olayları kontrol eder.
Uyku ve uyanıklık halini düzenler.

Omurilik
Beyinle vücudun diğer bölümleri arasında iletişimi sağlar. Omurilik soğanından başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanan omurilik, omurga içerisinde yer alan bir sinir halatıdır.
Reflekslerin merkezi omuriliktir. Refleks, herhangi bir uyarıcıya karşı düşünülme­den, kendiliğinden verilen tepkidir. Örneğin sıcak sobaya veya kesici bir alete farkında olmadan dokunulduğunda şunlar olur:
• Uyarı, temas noktası olan deriden omuriliğe kadar duyusal bir sinir ağıyla taşınır.
• Uyarı burada yeni bir uyarı oluşturur.
• Bu uyarı da omurilikten kol, el ve parmak kaslarına iletilir.
• Kaslar söz konusu uyarıyla kasılır ve elin geri çekilmesini sağlar.
Bütün bunlar saniyenin onda biri kadar kısa bir zaman içinde olur.

Beyin de kalp ya da akciğer gibi bir organdır. Her organın vücutta bir işlevi vardır.
Beynin işlevi de öğrenmektir. Çünkü beynin bitmez, tükenmez bir öğrenme kapasitesi vardır. 
İnsanlar beynin bu uçsuz bucaksız kapasitesini ve nesneleri anlamlandırma kapasitesini göz ardı etmektedir. Oysa beynin 1 saniyede 100 bitlik veri işleme kapasitesine sahip olduğu bilinmektedir.
 Belirli işlevler beynin farklı alanlarında gerçekleşse de beyin bir bütün olarak çalışmaktadır.

Beyin Ve Öğrenme


Beynin yapısı ve nasıl çalıştığını öğrenmek oldukça karmaşıktır. Öğrenme amacıyla, beyni farklı 
kategorilere ayırmak gerekir. Beyin; üst, orta ve alt bölümlerden, iki yarı küreden (hemisfer) ve dört lobdan oluştuğu görülmektedir .
Öğrenme ile ilgili oluşumlar beynin orta ve alt bölümlerinde yer alır. Beynin orta bölümünde yer alan nasırsı madde (korpus kallosum), iki yarı küreyi birbirine bağlayan, beynin her iki tarafında oluşan bilgilerin kolayca bir yarı küreden diğerine geçmesini sağlayan aksonlardan oluşan sıkı bir banttır.
Yaklaşık 250 milyon sinir lifinden oluşur. Nasırsı madde bir yarı kürenin diğerinin yaptığından haberdar olmasını sağlar. Nasırsı madde olmasaydı, “kedi” kelimesini okuyup anlayabilir (sol yarı küreyi kullanarak) ama kediyi gözümüzde canlandıramazdık (sağ yarı küreyi kullanmayı gerektirir).
Thalamus duyu organlarından gelen bilgileri alır ve beynin diğer bölgelerine yollar.
Hypothalamus sindirimi, dolaşımı, hormon salgılamasını, cinselliği, beslenmeyi, uykuyu ve duyguları kontrol eder.
Hippocampus bilginin işleyen bellekten uzun süreli belleğe aktarılması sırasında öğrenmenin oluşmasında önemli bir rol oynar. Bu yapı anlamlandırma açısından önemlidir.
Amygdala duyu organlarından gelen bilginin işlenmesinden ve beynin duygusal hafızasının kodlanmasından sorumludur.
Alt bölümde yer alan cerebellum hareketten, duruştan, koordinasyondan, dengeden, motor hafızadan ve yenilikleri öğrenmeden sorumludur.
Ön beyin, beyincik ve omurilik soğanı arasında yer alan Pons enine sinir tellerinden oluşur. Varol köprüsü de denilen bu yapı beyinciğin iki yarı küresi arasındaki uyarı iletimini sağlar.
Beyin arka, ön, üst ve yan lob olmak üzere dört lob bulunmaktadır.
Arka (Oksipital-ense) lobun temel sorumluğu görme olup beynin arka kısmının ortasında yer alır.
 Ön (frontal-alın) lob; alın bölgesinde yer alır, yaratıcılık, problem çözme, planlama, duygular, bilinçli düşünme ve hareketlerden sorumludur.
Kafanın üst arka tarafında yer alan üst (Parietal-çeper) lob acıyı hissetme, dokunma duyusu ve vücut ısısını düzenleme gibi duyumsal işlemleri ve dil fonksiyonlarını yerine getirir.
Sağda ve solda kulakların üstünde yer alan yan (temporal-şakak) lob, duyma, bellek, anlamlandırma fonksiyonlarından sorumludur.
Aynı zamanda yan lobda yüzler, mekânlar gibi karmaşık uyaranlar ve söylenmek istenilen kelimeler organize edilir

İnsan beyni ayrı, fakat birbirleri ile iletişim içinde olan iki yarıküreden/yarı küreden oluşmaktadır. Sağ ve sol yarı küreler kendi aralarında iletişim sistemini kuran bir kalın sinir ağı olan korpus kallosum tarafından birleştirilmektedir. Araştırmalar beynin iki yarı kürenin farklı fonksiyonun doğuştan var olduğunu ve bebeklerin beyninin verimli bir şekilde işleyebilmesi için bu ikisi arasında iyi bir iletişime ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Fakat her yarı kürenin işlevi, birey farklı etkinlikler ile meşgul oldukça ve beceriler geliştirdikçe değişebilir. Çocukların faydalanabilecekleri ve beynin her iki yarı kürenin fonksiyonunu geliştirecek etkinlikler içinde bulunması zorunludur. Erken çocukluk dönemi eğitimcileri, küçük çocukların hem sol hem de sağ beynin fonksiyonunu harekete geçirecek etkinlikler ile meşgul olmasını sağlayacak şekilde planlama yapan kişiler olarak çok önemli bir pozisyondadır.
Araştırmalar beynin iki yarı kürenin farklı fonksiyonun doğuştan var olduğunu ve bebeklerin beyninin verimli bir şekilde işleyebilmesi için bu ikisi arasında iyi bir iletişime ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır.
Erken çocukluk dönemi eğitimcileri, küçük çocukların hem sol hem de sağ beynin fonksiyonunu harekete geçirecek etkinlikler ile meşgul olmasını sağlayacak şekilde planlama yapan kişiler olarak çok önemli bir pozisyondadır.

İki yarı küre birçok şekilde birbirleri ile ilişkili bir şekilde çalışır. Bazen her iki yarı küre da kendi uzmanlaştıkları işlevleri en iyi şekilde yapacakları biçimde bir görevi bölüşürler. Yarı küreler bireysel olarak da çalışırlar; bir yarı küre diğerine baskın çıkar ve birisi işlev dışındayken, diğeri çalışır. Yarı küreler aynı zamanda rekabet içinde de olabilirler ve bazen diğer yarı kürenin daha iyi yapacağını bildiği bir işi de yapmaya çalışabilir.

Sağ yarı kürede ise; görsel şekillerin ve imajların (grafikler, haritalar ve çizgiler), uzamsal bilginin, kendiliğinden rastlantısal, açık uçlu fikirlerin işlenmesi, sezginin kullanılması, yeniliklere, belirsizliklerle ilgilenme ve vücudun sol bölgesini kontrol etme işlemleri yapılmaktadır. Konuş­ma ve yazma merkezi beynin sol yarı küresinde yer alır. Ayrıca sol ya­rı küre matematiksel işlevleri, yön bulma, yapısal biçimleri tanıma gibi işlevle­ri de üstlenir. Beynin iki yarı küresinden sol yarı kürede; mantıksal sıralama, karar verme, harfleri yorumlama, dil ile ilgili fikirlerin işlenmesi, düşüncelere yapı ve sıra verilmesi, fikirlerin sınıflandırılması, sayılarla ve hesaplarla ilgilenerek fikirlerin kritik analizinin yapılması ve vücudun sağ bölümünün kontrol edilmesi işlevleri yapılmaktadır.

Beynin sağ yarı küresi, daha çok, algısal, dikkat çekici, uzaysal, bütüncül, artistik bilgiyi işler, konuşma dışı işlevleri yönetir. Bir simgeyi, bir sözcüğü tanıma ve anlama daha çok beynin sağ yarı ­küresinde yapılır. Beynin sol yarı küresini kullananların okuyarak, sağ yarı küresini kullananların ise görerek ve deneyerek öğrendikleri vurgulanır. Bununla birlikte beyinin her iki yarı küresi, birbiriyle eşgü­düm ve sıkı iletişim içinde çalışarak bütünleşir. Eğer bir öğretim programı tek yönlü oluşturulursa çocuğun/gencin gelişimi yarım kalır.

Caine ve Caine’ne (2002) göre beynin her iki yarı küresinin de aktif kullanımı beynin kapasitesini iki kat değil, kat kat arttırmaktadır. Hızlı ve etkili öğrenme için beynin her iki yarı küresinin da koordineli şekilde kullanılması gerekir. Örneğin; kitap okumak beynin her iki yarı küresini da dengeli şekilde çalıştıran etkili bir faaliyettir. Çünkü kitap okurken beynin sol yarı küresi, sözel kavramları kavrarken; sağ yarı küre da bunları tasvir edip, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürür. Oysaki televizyon izlemek beynin sağ yarı küresini pasif bıraktığı için, beynin gelişimine pozitif bir katkısı olmamaktadır. Beyinde oluşan zedelenmeler gelişim sürecini engellemektedir.

Sol-beyin merkezli okullarda, öğretim sırası standarttır; ders ve etkinlik saatlerine katı bir şekilde uyulur. Çocuklar düz bir şekilde yerleştirilmiş sıralarda düzen içinde otururlar. Öğretmenler uyumsal düşünmeyi harf notları ile ödüllendirirler. Dil/gramer ve matematik dersleri programın temelini oluşturur. Sanat, müzik ve hareket gibi sağ beyin etkinliklerine eşit zaman, dikkat veya bütçe ayrılmaz ve bütçe kesintisi olduğunda belki de ilk kaldırılan alanlardır. Sol beyin işlevleri daha çok gelişmiş öğretmenler, ders anlatımı ve tartışma yoluyla öğretim yapmayı tercih ederler. Sıraya uymak için konu başlıklarını tahtaya yazarlar ve zamanlamaya çok sadıktırlar. Çocuklara bağımsız şekilde çözecekleri problemler sorarlar. Sol beyin işlevlerine daha öncelik veren öğretmenler daha çok araştırma ve yazma ödevleri verirler, sessiz ve düzenli bir sınıf ortamını tercih ederler. Sınıfları düzenli ve temizdir, eşyalar yerli yerindedir. Sol beyin öncelikli öğretmenler, tek başına çalışmayı seven sol beyin ağırlıklı çocuklar ile iyi anlaşırlar. Dikkat dağıtacak şeylerin olmadığı sessiz bir sınıf ortamını tercih ederler. Tersine, sağ beyin işlevleri daha gelişmiş olan öğretmenler, uygulamalı etkinlikleri tercih ederler.

Sağ beynin tüm resmi görme tercihi ile uyumlu olarak, bu öğretmenler sanata, el becerilerini geliştiren etkinliklere, görsel etkinliklere ve müzik derslerine daha çok yer verirler. Çoklu zekâ kavramını benimsemeye daha yatkındırlar. Grup projeleri ve etkinlikleri yaptırmayı severler ve aktif bir sınıf ortamını tercih ederler. Örneğin, kitaplar ve materyaller sınıfa dağılmış şekilde durabilir. Sağ beyin öncelikli çocuklar grup çalışmalarını tercih ederler. Sanat projeleri yapmayı severler ve örneğin, tasarım yapmayı ve bir kolaj oluşturmayı bir dönem ödevi yazısı yazmaya tercih ederler. Beynin fonksiyonuna ait bilgiler öğrenme için hem fırsatlar oluşturur hem de göz önünde bulundurulması gereken zorluklar çıkarır. Güçlü sol veya sağ beyin işlevleri olan çocuklar kendi nörolojik becerilerine uyumlu bir eğitim-öğretim metodunu tercih ederler .

Beyin yarı kürelerinin etrafı beyin kabuğu (korteks) denilen bir zarla çevrilidir. Beyin kabuğu düşünme ve duyumsama, yani duyular yoluyla algılama için kullanılan bölümdür. Yapılan işin bilincine varılmasını bu bölüm sağlar. Beyin kabuğunun bağlantı kurucu alanları öğrenme, düşünme ve dil gibi yüksek beyin işlevleri ile ilgilidir

Beynin öğrenmesinde limbik sistem de önemli bir yer tutmaktadır. Limbik sistem, çevreden gelen uyarıcıları beyinde düzenleyip, beden ile çevre arasındaki dengeyi kuran sistemdir. Beynin birçok yapısı limbik sistemde bulunmaktadır. Limbik sistemdeki yapılardan birisi de hipokampustur. Hipokampus hafızanın merkezi olup duyusal bellekten, kısa süreli belleğe gelen bilgileri alır, kodları anlamlandırır ve uzun süreli bellekte kalıcı olarak depolanması için gönderir. Gönderilen bilgiler uzun süreli bellekte (kalıcı bellekte) kaydedilir ve gerektiğinde kullanılır

Beyin gelişimini sağlayan genetik program, embriyo döneminde ektodermden işe başlar.
İnsan beyni bebeklik döneminde çok hızlı büyüdüğünden bu dönemler en önemli zamanlar olarak kabul edilir.
Yeni doğanda insan beyninin ağırlığı yaklaşık 350 gramdır. Hayatın ilk yılının sonunda insan beyni yaklaşık 1000 gram ve erişkin yaşlarda ise 1200-1400 gramdır.

Hücresel gelişim fetal dönemde, miyelinlenme doğum sonrası dönemde ve çocuklukta en hızlıdır. Beyin gelişiminin hızlı olduğu diğer bir dönem de ergenliktir. Fetus bol sayıda sinir hücresi ile (nöronla) doğar ve yaşamın ilk yıllarında fizyolojik olarak nöron sayısı azalır. Yeni doğanların beyinlerindeki nöron sayıları bir yetişkininki ile yaklaşık olarak eşittir. Bunlar arasındaki bağlantılar ise henüz yeterince oluşmamıştır. Hayatın ilk 8 ayında beyinde sinapslar hızla gelişir.

İki yaş civarında snapslarin sayısı yetişkin seviyesine ulaşır. Üç yaşında çocuğun beyni 1000 trilyon snaps barındırır ki bu yetişkin beyinlerinde bulunanın iki katıdır. Bebeklerin beyinleri çok yoğun olarak adlandırılır. Bu dönemde beyin başka hiçbir dönemde olmadığı kadar karmaşık bağlantılar içerirler ve metabolizması da hızlı çalışır ve çok yüksek enerji tüketir.
Üç yaşına kadar bir çocuğun beynindeki sinaps gelişimi devam eder. Ergenlik yıllarında beyin üretebildiğinden çok daha fazla snaps kaybetmeye başlar.  Sekiz yaşındaki bir çocuğun snaps sayısı hemen hemen yarıya inmiştir.
Bebeklik döneminden sonra insan beyninde kullanılmayan veya ihtiyaç duyulmayan bağlantıların "korunmadığı" bir süreç başlar. Bazı bilim adamları bunun bir "kullan ya da kaybet" süreci olduğuna inanmaktadır.
Yeterince sıklıkta kullanılmayan snapslar yok olurken yaşantılarla pekiştirilenler kalıcı hale gelir. Örneğin düşünme ve dil gelişiminden sorumlu serebral kortekslerini çalıştıran bebeklerde bu bölgelerdeki bağlantıların çoğu kalıcı hale geleceğinden bu alanlar da daha yetkin hale geleceklerdir. Bunları kullanmayan bebekler ise düşünme ve dil konusunda geri kalabilirler.

İnsan yaşamının ilk yıllarında beyin yapısı ve zihin fonksiyonlarının gelişimi çok hızlı olmaktadır. OECD’nin 2007 raporuna göre çocuklarda ilk altı yıl beyin sistemi hızla gelişmekte, altı yaşında beyin gelişiminin % 90’ı tamamlanmaktadır. Doğum öncesi dönemin en çarpıcı özelliklerinden biri beyin gelişimidir. Bebekler doğduklarında 100 milyar nöron ya da sinir hücresine sahiptir ve bunlar beyinde hücre düzeyinde işlerler. Doğum öncesi gelişim boyunca nöronlar doğru yere yerleşim ve bağıntılı kurmaya başlamak için zaman harcarlar. Bu nöronlar doğum öncesinden başlayarak hızla gelişmekte, birbirleriyle bağ kurarak bebeğin görme, işitme, hareket etme, heyecan duyma gibi işlemlerini kontrol etmeye başlamaktadır. Nöronlar dışarıdan gelen uyarıcıların tekrar edilmesiyle harekete geçmekte ve gelişmektedir. Uygun uyarıcıların olmaması nöronlar arasında bağ kurulmamasına ve bazı nöronların zamanla körelmesine neden olmaktadır. Beyin “kullanılan gelişir, kullanılmayan körelir.” ilkesine göre çalışmaktadır
Bu nedenle bebeklerin anne ve babalarıyla etkileşimde bulunması, onların sesini duyması, söylediklerini dinlemesi, kokularını alması, görmesi, nöronları harekete geçirmekte ve beynin hızla gelişmesini sağlamaktadır. Bu işlemler bebeğin dinleme, hatırlama, anlama, öğrenme, düşünme gibi becerilerinin gelişimi açısından da çok önemlidir. Yeni doğan bebeğin nöron gelişimi ve zihinsel kapasitesi öğrenme açısından çok önemli olmakta, yeni doğan bebek çevresindekileri keşfederek, uygun uyarıcılardan yararlanarak dil ve zihinsel becerilerini geliştirmektedir. 
İnsan beyni, önceleri kişinin nefes alması, ağlaması, meme emmesi, uyuması ve bazı basit işlemleri öğrenmesini sağlarken, çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik gibi daha ilerki devrelerde çok daha karmaşık işlemleri yapar.
Çocukluk yıllarında en fazla gelişim, beynin korteks denilen ön-üst kısmında gerçekleşir. Bu bölüm anlama, mantık yürütme, planlama, karar verme, konuşma gibi bilişsel birçok işlemden sorumludur.
Beyin her bir yarı küresi birbirinden bağımsız olarak hatırlama, algılama ve hissetme yeteneğine sahiptir.
Duyuların algılanması, beyne yerleştirilmesi, kullanılması, yorumlanması, akıl yürütülmesi için beyinde birtakım biyokimyasal işlevlerin oluşması gerekir. Bu biyokimyasal olaylar elektrik akımının yardımıyla oluşur.
Normal akıl yürütme, beyne alınan bilgilerin olgunlaşması ile gerçekleşir.
Buna cevap verebilmek için araştırmacılar iki farklı beyin gelişimini iyi ayırt etmişlerdir.
 Birinci deneyimler-sonucu-beklenen beyin gelişimidir. Bu gelişim nesnelere dokunma, görme,  konuşma dili ve diğer sesleri duyma, hareket etme ve etrafını inceleme gibi sıradan deneyimlere bağlı olarak genç beynin hızlıca organize olmasıdır. Milyonlarca yıllık evrim sonu tüm bebeklerin ve diğer tüm küçük çocukların deneyimlere sahip olmaları normal bir gelişim göstermelerini sağlar.


Erken yaşlarda uygun uyarıcıyı nasıl nitelendirebiliriz?


İkinci beyin gelişim ise deneyime-bağımlı beyin gelişimidir ki bu da tüm yaşantımız boyunca gerçekleşir. Bu, ek bir gelişimi ve bireylere ve kültürlere bağlı olarak değişim gösteren özel öğrenme deneyimlerinin sonucu olarak beyin yapısının yeniden yapılandırılmasını içermektedir. Okuma ve yazma, bilgisayar oyunları oynama, karmaşık kilim dokumacılığı yapma, keman çalma bu özel öğrenme deneyimlerine verilebilecek örneklerdendir. 
Keman çalan bir bireyin beyin yapısı bir şaire göre farklıdır, çünkü ikisi de bu özel yeteneklere sahip olabilmek için beynin farklı alanlarını kullanmaktadır. Deneyimler sonucu beklenen beyin gelişimi erken yaşta ve doğal bir şekilde gelişir.  Elde edilen bu gelişim, yaşamın daha sonrasında ortaya çıkan deneyime-bağımlı beyin gelişiminin temelini oluşturmaktadır. Müzik, jimnastik, okuma gibi yoğun bir çalışma gerektiren becerileri kazanmak için yaşamın ilk birkaç yılındaki her dönemin kullanılması gerektiğini gösteren hiçbir delil yoktur. Bunun aksine, öğretmede acele edilmesi beynin nöral devrelerine baskı kurarak ona zarar verebilir.
Erken çocukluk döneminde çocuklara sunulan deneyim ve fırsatlar nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirmektedir. Bu bağlantılar, çocuklar kendi çevrelerini keşfettikçe, oyun oynadıkça ve diğer insanlar ile ilişkiler geliştirdikçe oluşmaktadır. Bağlantılar beyin gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Erken yaşlarda şekillenen nöral patikalar, sinyalleri taşımakta ve yaşam boyunca bilginin işlenmesini sağlamaktadırlar. Her ne kadar öğrenme yaşam boyu sürüyor olsa da, beynin belli bir çeşit öğrenmeyi sağlayan nöral patikalar yaratmada özellikle etkili olduğu kritik dönemler vardır.
Çocukların bu duyarlı dönemlerde yaşadığı deneyimler nöral patikaları sağlamlaştırır. Örneğin, görsel ve dilsel gelişim için fırsat çok erken yaşlarda ortaya çıkar ve on yaş civarında kaybedilir. Erken çocukluk döneminde, oyun kritik bir öneme sahiptir. Çünkü nöral patikaların gelişmesine katkıda bulunacak önemli deneyimler yaşanmasını sağlar. Çocuklar yenilerini öğrenmeye geçmeden önce daha önce öğrendikleri becerileri uygulamak ve geliştirmek için zamana ihtiyaç duyarlar. Bununla birlikte, öğrenme anlamlı, sevgi ve desteğin sunulduğu bir ortamda gerçekleşmelidir.
Hamileliğin ilk dört ayında yaklaşık 200 milyar sinir hücresi oluşur. Fakat bu sinirlerden yarısı, büyüyen fetüsün herhangi bir alanı ile bağlantı kuramadığı için yok olur. Bu amaçlı nöron yıkımı genetik olarak programlanmıştır. Annenin gebelikte alkol ya da uyuşturucu alması, iyi beslenmemesi beyin hücrelerinin gelişimini engeller, hatta zihinsel problemlere yol açabilir. Beyin hücrelerinin çoğu doğum öncesi dönemin 4. ve 7. ayları arasında gelişir. Bu aylarda fetüs dakikada 250.000, saatte 15 milyon nöron üretir. Nöronlar geniş bir ağ oluşturarak diğer hücrelerle bağlantı kurarlar. Yeni doğmuş bir bebeğin beyninde bir trilyondan fazla bağlantı vardır.
Beyin uyum sağlayıcı bir organdır. Gerekli olmayan ve kullanılmayan milyonlarca hücre bağlantısını atar. Yeni doğanda nöronlar henüz olgunlaşmamıştır, aksonların etrafında miyelin zarı yoktur ve nöronlar arasında çok az bağlantı vardır. Serebral korteksin pek çok bölümü durgundur. En hareketli bölge motor hareketlerle ilgili olan beyin sapı ve serebellumdur.

Beyin Gelişiminde Duyusal Yoksunluk ve Zenginleştirilmiş Çevre




Beynin gelişimi, küçük bir çocuğun genleri (kalıtım) ve yaşam deneyimleri (çevre) arasındaki karmaşık ilişkiye dayanmaktadır. Genetik ve çevre beyin gelişimi sırasında birbirleri ile ilişki kurarlar. 
Genetik bilgi nöronların oluşumunu, nöronların nasıl çalışıp hayatta kalacağı ve majör nöronal bağlantıların nasıl yapılacağı hususunda bilgi sunar.
Çevre ve tecrübeler nöronlar arasındaki detaylı sinapsların şekillenmesinde rol oynar.
Bu süreçte kullanılan sinapslar güçlenerek kullanılmaya devam ederken anılmayan sinapslar kaybolurlar.
Çevre;
Çevre ve tecrübeler nöronlar arasındaki detaylı sinapsların şekillenmesinde rol oynar. Bu süreçte kullanılan sinapslar güçlenerek kullanılmaya devam ederken anılmayan sinapslar kaybolurlar. Gelişen bir beyin şekillenmeye açık ve esnektir; yeni sinaps ve bağlantılar ile hızlı bir gelişim göstermeye açıktır. Beynin elastikliği onun sürekli olarak yapısının değişmesine ve dış deneyimlere karşılık olarak işlemesine imkan tanır.
Yalnızca beyindeki hücre sayısını ve onun etrafındaki bağlantı sayısını değil, bağlantıların kurulma şeklini de etkiler. Beyin zamanla çevresi ile iletişim kurma doğrultusunda gelişir, bu yüzden, zengin bir çevre, gelişimin çeşitli yönlerini aynı anda etkiler.
 İhmal ya da kötüye kullanma çocuğun gelişen beyin işlevlerini olumsuz yönde etkiler.
Eğer çocuk erken yaşlarda çok az uyarıcı alırsa, sinapslar oluşmaz ve beyin çok az bağlantı kurmuş olur.

Bebeklik Dönemi;




Bebeklere algısal, motor, dil ile ilgili deneyimler sağlamak beyinde dendritlerin oluşmasını sağlayarak ve snapsların oluşmasını arttıracaktır. Tabii ki aşırı uyarılma (beynin sürekli görsel ve işitsel uyaran bombardımanına tutulması) sağlıklı beyin gelişiminin aleyhine çalışacaktır.
Bu gibi durumlar nöron gelişimini engelleyebilecek ve strese sebep olacaktır.
 Beyin gelişiminde en çok bebeklerin ebeveyn/bakıcılarıyla duygusal bağ kurması şeklinde tanımlanan bağlanma sürecidir. 
Bebekler ana-babalarından ilgi gördüklerinde bu yetişkinlerle aralarında bir güven ilişkisi geliştirirler. Bu bağ çocuğun beynini stres ve travmadan korur. Bebekler stres yaşadıklarında vücutta kortizol denilen bir hormonun seviyesi artar. Bu hormon snapsları yok edici ve nöronları zayıflatıcı etkisiyle beyin gelişimine zarar veren bir elementtir.
Büyük stres altında büyüyen bebeklerin (ör. İhmal, istismar) beyin gelişiminin sekteye uğrama ihtimali yüksek kortizol hormonu seviyesi ile katlanarak artar. Bu durum özellikle beynin duygusal dengeyi sağlayan alanlarının etkilenmesine neden olur.
 Beynin bitmez, tükenmez bir öğrenme kapasitesi vardır. İnsanlar beynin bu uçsuz bucaksız kapasitesini ve nesneleri anlamlandırma kapasitesi göz nünde bulundurularak beynin yapısı ve nasıl çalıştığını öğrenmek ve bu konu hakkında araştırmalar yapmak gerekmektedir.
 Bu doğrultuda beyin ile ilgili araştırmaların yapılması, erken dönemde çocuklara sunulan deneyim ve fırsatların nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirdiği gerçeğinden hareketle çocuklara zengin uyarıcılı çevrenin sunulması önerilebilir. 

Search

Takip Et!

Instagram YouTUbe Gmail